Wednesday, March 30, 2016

KADIN ERKEK ARKADAŞLIĞI, LEYLA, AHMET VE KAVRAMLAR



İngilizce derslerimde gerilimi pozitif anlamda artırmak için, kimi zaman öğrencilerime değişik sorular sorarım. Meselâ olara İngilizce olarak “kadınlar ve erkekler arkadaş olabilirler mi?” sorusunu yöneltirim. Sınıftaki öğrencilerin çoğu “elbette” diye cevap verirler. Bu sefer ben de ikinci soruyu sorarım: “Eşiniz her Salı sabahı Ahmet veya Leyla ile kahvaltı etmek istediğiniz söylerse, ne dersiniz?” derim. Bu sefer ortalık gerilir. Özellikle bayan öğrenciler “valla cırmalarım!” türünden şeyler söylerler!

Öğrencilerimin yukardaki iki soruya verdikleri cevaplardan aslında “arkadaşlık” kavramından aynı şeyi anlamadığımız sonucuna varırım. Çünkü bana göre iki arkadaş haftanın belirli bir günü birlikte kahvaltı edebilirler. Yani kavramın içine düzenli olarak birlikte kahvaltı edebilmek, gece vakti birbirini arayıp “canım sıkkın, gel bir çay içelim” diyebilmek de bence dahildir.

Bir gün bir öğrencim bana “eşinizi kıskanır mısınız?” diye sordu. Ben de dedim ki: “Senin zihnindeki kıskançlık kavramını tanımlayan bir sahne tasvir et. Sana cevap vermek için senin “kıskançlık” kavramından neyi kast ettiğini anlamam lazım.”

Bu bağlamda bugünlerde meselâ vatansever, vatan haini, dinci, dindar vs. Bir sürü kavram ortalıkta dolaşıyor. Bu kavramlardan kimin ne anladığı da belli değil. Bir suçlunun teröre kurban gitmesine sevinen “vatanseverler” var. Bir terör saldırısında ölenlere bakıp “oh olmuş” diyebilen “dindarlar” var. Hâlbuki terörizm vatana, millete tehdittir. Komşunuz sizin çocuğunuzu bir kabahatinden dolayı acımasızca tokatlasa “oh olsun” der misiniz? Yani terör saldırısında ölen farklı düşüncelerdeki insanlara sevinmek veya en azından üzülmemek vatanseverlik değildir. Devletin hukukla yargılaması gereken kişileri ne idüğü belirsiz birileri ve ne olduğu belirsiz amaçlarla yok ediyor. Buna sevinenler vatansever değil, cahillerdir. Çünkü ceza vermek hukukun ve devletin görevi ve hakkıdır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ben derim ki. Bir kavram hakkında konuşmadan önce kavramı tanımlayın. Yoksa, meselâ elma yemenin faydaları konusunda yaptığınız uzun bir tartışmanın sonunda, aslında muhatabınızın “elma” derken armuttan söz etmekte olduğunu anlayıp, vaktinizin boşa harcamış olduğunuzu fark edebilirsiniz!
------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------


Thursday, February 11, 2016

A LECTURE BY SAVAŞ ŞENEL: "IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" 12/02/2016






LECTURER: Savaş ŞENELTOPIC:" IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" SEE YOU TODAY,FARABI TALKS
Posted by Farabi Talks on 11 Şubat 2016 Perşembe





-----------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

Saturday, December 12, 2015

KİTAP OKUMAK KONUSUNDA İDDİALI SÖZLER



Bir kitap okudum, hayatım değişti.  Bir kitap daha okudum, yine hayatım değişti. Sonra bir kitap daha okudum, yine…

Kitap okumamak, insanlığın kolektif birikiminden yoksun kalmaktır.

Eğitimcilik ve danışmanlık hayatımda birkaç iyi kitap okumakla çözebilecekleri dertlerle yıllarca boğuşmuş insanlara rastladım.

Asıl ukela olanlar, kitap okumayanlar değil, kitap okumayı reddedenlerdir.

İçinde kaliteli kitapların dolaşmadığı yapılanmalarda iyi veya kötü niyetli manipülasyonlar hâkimdir.

Kendi kitaplarından başka kitaplar önermeyen kişisel gelişimciler, kötü birer tüccardırlar.

Kitaplar sizi ikaz etmekten çekinmezler.

Kitap okuma alışkanlıkları olmayanları, aynaları olmayan kadınlara benzetirim. Kendi güzellikleri konusunda sadece başkalarının değerlendirmelerine dayanırlar.

Kitap okumayan kadın güzelliğiyle de çirkinliğiyle de baş edemez.

Kitap okumak zaman zaman sıkıcıdır. Fakat insanı bir sürü sıkıntıdan kurtarır.

Hayatımda kendilerine ısınamadığım hâlde, tavsiye etmiş oldukları kitaplar vesilesiyle vizyon kazanmış olduğum kişiler vardır.

Çocuklarını kaliteli kitaplarla tanıştırmayan aileler, onları hayat içinde kırılgan ve savunmasız bir hâlde bırakmış oluyorlar.

Makyaj yapma alışkanlığını kitap okuma alışkanlığından önce edinmiş olan kadınlar,  hüzünlü kadınlardır.

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

AŞKI DA YORDUNUZ, İLİŞKİLERİ DE


Güya  “Aşk ehli” misiniz, nesiniz? Yeter artık! Aşkı çok sömürdünüz, aşk üzerinden çok ekmek yediniz.

Ama gençlere aşkın, ilişkilerin gerçek doğasını öğretemediniz, öğretmeye niyetiniz de yok, hiç olmadı!

Gençler, hayal kırıklıkları içindeler. Aşkın kendi onuru olmadığını, aşkı onurlandıran kişinin aşkı taşıyan kişi olduğunu, sizin yüzünüzden, bilemediler.

Aşkı gerçekte olduğundan daha fazla büyüttünüz, şişirdiniz. Daha kendisini bulamadan aşk hülyasına dalan gençler, gerçek bir ilişkinin nasıl yürüdüğünü bilemez bir duruma ve aşk masallarıyla manipüle edilmeye hazır bir hâle geldiler. Yazık ettiniz. Yazıklar ettiniz.

Hülyalı yazılar yazdınız ve genç kadınları olmadık hülyalara sürüklediniz. Okurlarınız, o hülyalı yazıları yazan sizlerin de, meselâ geceleri horladığınızı, sizin arkanızda da sizi işleyen çilekeş bir kadının olduğunu göremediler.

Hele İlahi aşk mesajlarını aşk-ı mecazî ile ortaya karışık bir şekilde verişiniz, yeni yetme dindarları hepten romantizmin pençesine attı. İnançları için yapmaya cesaret edemedikleri düzeyde zor şeyleri, aşkın hatırına yapmaya başladılar.

Kadınlar, davaları-fikriyatları için bir fiske yemekten çekinirken, adam olmayacak düzeyde sorunlu erkeklerle evlenmeyi, aşk için ömür boyu sefil olmayı göze alır oldular.

Güya erotizmden uzak kaldınız, ama insanları, onları erotizme itebilecek en güçlü duygulardan birisi olan aşka meftun ve esir ettiniz. Bu zavallıların efendileri, ilkeleri değil, ne idüğü belirsiz aşkları oldu.

Aşkın bir gün illa vuslatı isteyeceğini, sınırları aşma eğiliminde olduğunu anlatmadınız, aşkın buğusuna esir ettiğiniz genç kızlara sonradan “aman yapma” diye ahlak mesajları verdiniz. Aslında azmettiren sizlerdiniz.

Kadının ilişkilerine olan sıra dışı adanmışlığını sağlıklı yönde terbiye etmeye teşvik etmediniz, onları hülyalara ittiniz. Yanlış insanlara adanan ve gizlice acı çeken bu kadınlara verdiğiniz şey de, ancak sabır tavsiyeleri oldu. Yazık ettiniz.

Seyirciye, sadece seyirciye oynadınız. Gösteri dünyasından ekmek yediğiniz için, riske girmek de istemediniz. Seyirci ne isterse onu verdiniz. 

“Onu alma, beni al” imajına esir gençler ürettiniz.

Güya aşkı yücelttiniz, ama aşkın ve siz düzeniniz bozulmasın diye dile getirmeseniz de, onun kardeşi olan tutkunun protokolleri-değerleri oturmamış insanlara neler yaptırabileceğini söylemediniz.

"İnsan celladına bile aşık olmalı" dediniz, kadınları aşık oldukları erkeklerin kölesi olmaya teşvik ettiniz. 

“Alan razı, satan razı” dediniz. “Allah razı mı?” demediniz.

Safsanız, Allah kurtarsın, ama bunları dünyalık için yaptıysanız, Allah müstahakınızı versin.
 -------------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------


Wednesday, January 28, 2009

SİZİN BAŞARINIZ, BİZİM DE BAŞARIMIZ OLACAK MI?


Öğrencilerimle mümkün olduğu kadar irtibat hâlinde kalmaya ve ne gibi çalışmalar içinde olduklarını öğrenmeye çalışırım. Bir zamanlar üniversitede okutman olarak çalışırken tanıştığım Dilek Yüksel Hanım da iletişimi korparmadığımız öğrencilerimden birisidir. Okulu bitirdikten sonra bilgisayar öğretmenliği yapmaya başlayan Dilek Hanım, çalıştığı okullardaki çalışmalarıyla sık sık dikkat çekiyordu. Adanmış ve ilgili bir öğretmen olarak, öyle herkesin üstüne almak istemeyebileceği işlere gönüllü olarak koşuyor ve farklı başarılara imza atıyordu. En son Gazze ve özellikle çocuklarla ilgili bir konuda yeni bir çalışmasıyla gündeme geldi. (Yazının sonunda verdiğim linkte onun çalışmalarıyla ilgili bir gazete yazısını bulabilirsiniz.) Dilek Hanımın başarıları, bizim için de birer başarıdır, başka bir deyişle toplam kalite adına önemli adımlardır. Fakat ne yazık ki, "başarı" olarak adlandırılan her şeye Dilek Hanım’ın başarılarına sevindiğim gibi sevinmem mümkün olmuyor. Çünkü bazı "başarılar", bizim de başarımız veya kazancımız anlamına gelmiyorlar.

Tebrik edemediğim “başarılar” konusunda çeşitli örnekler vermem mümkün. Söz gelimi, mahallemizdeki bir kahvehanede çalışan genç bir arkadaşımızla sohbet ediyorduk. İyi görünüşlü; ciddî bir tavra ve kaliteli iletişim becerilerine sahip olan bu arkadaşım, çalışmakta olduğu kahvehaneden ayrılıp yeni bir yerde işe girmişti. Bu yeni işyerine yeni müşteriler çektiğini ve satıştan pay aldığı için artık daha iyi bir gelire sahip olduğunu söyledi. Ben bunu nasıl gerçekleştirdiğini sorunca da, genellikle orta yaş ve üzeri kişilerin geldiği bu kahveye, gençleri de çektiğini, bu yeni ve genç müşteri kitlesinin de ciroyu artırdığını belirtti.

Bir keresinde bu arkadaşım kahvehane hayatını sevmediğini söylediği için ona başka bir iş bulma girişimim olmuştu. Onun için bir iş adamından randevu almıştım, ama o iş görüşmesine gitmemişti. Yani bir seçim yapmıştı. Bu yeni kahvehanede daha çok para kazanıyor ve böylece başka bir ilde yaşamakta olan ailesine de daha çok para gönderebiliyordu. Ama yıllardır gençleri kahvehanelerde zaman harcamamaları konusunda uyaran birisi olarak, ben bu arkadaşa ne diyecektim? Çünkü onun “başarısı” benim başarım değildi!

Sosyal hayata daldıkça, bu durumu daha sık yaşıyorum. Karşımdaki kişi bana “başarılarından” söz ediyor. Bazen, "başarı" dediği şeyin ayrıntılarına indikçe, bu şeyin benim veya bizim sevinebileceğimiz başarımız olmadığını anlıyorum. Bunun sonucunda, karşımdaki kişiyi suskunluk içinde dinlemekten başka çarem kalmıyor.

Bir gün Beşiktaş’tan Taksim’e gitmek üzere bindiğim otobüste etrafa bakınırken, önümüzdeki diğer bir belediye otobüsünün arkasında bir banka reklamı gördüm. Reklamda “İstanbul arabasız çekilir mi?” diye bir yazı vardı. Beşiktaş’tan Taksim’e normalde 15 dakikada gitmek mümkünken, trafik sıkışıklığından dolayı 30-40 süren bu yolculuk sırasında ve üstelik bir belediye otobüsünün arkasında bu reklamı görmek beni gülümsetti. Etrafa baktım, belki 100 özel arabadan sadece birisinde 1 kişiden fazla yolcu vardı. Her dört çocuktan birisinin astım olduğu İstanbul’da daha fazla kişinin araba satın alması için kredi vermeye çalışan bu bankanın bu konuda kazanacağı bir “başarı” bizim de başarımız mıydı? O bankadan o reklamı koparan belediyenin “başarısı” ve o reklamı tasarlamış olan reklamcının “başarısı”, bizi de mutlu ediyor muydu? Toplu taşıma araçlarıyla yolculuk etmeyi tercih eden kişilere, “siz ne kadar safsınız yahu!” diyen reklamları otobüsüne alan ve aslında kendisiyle dalga geçen bir belediyecilik anlayışı da bir yandan hayli neşe verici!

Bir keresinde, alkollü içki satan bir dükkandan bir şeyler satın alıyordum. Dükkanın sahibi, alkollü bir müşterisiyle “kafa buluyordu”. Bu kadar traji-komik bir görüntü olamazdı! Sarhoş olmalarından ve öyle kalmalarından nasiplendiği ve geçimini temin ettiği insanlardan birisiyle dalga geçiyordu! Halbuki dalga geçtiği kişi bir kullanıcı, kendisi ise bir satıcıydı! Bu “satıcının” “iyi iş” yaptığı belli olan dükkânında kendince “başarıyı” yakaladığı ve bir türlü bırakamadığı da belliydi!

Toplam kaliteye ve insanlığa katkıda bulunan kişilerin varlıklı olmaları beni sevindirir, çünkü bu şekilde çalışmalarını sürdürebilirler ve yeni başarılara imza atabilirler. Başarıları, bizim de kazancımız olan kişi ve kurumların varlıklı olmaları benim için memnuniyet vericidir. Dolayısıyla “başarı” kavramını sadece hayır işleriyle veya kâr amacı gütmeyen çalışmalarla anmak da yanlış olur.

Sonuç olarak “Başarı”, hoş bir kavram. Başka bir tabirle, kavramın kendisinde bir sorun yok. Fakat bir vasıf olarak, her zaman doğru kullanılmadığı da bir gerçek!

Üzerinde sıklıkla düşündüğüm temel soru şudur:

Benim başarım, başkaları için de bir başarı, dolaylı veya dolaysız olarak onlar için de bir kazanç olacak mı? Yoksa benim kasamdaki artış veya hayat kalitemdeki gelişme, toplam kaliteden mi eksilecek?


Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Dilek Yüksel Hanımın Çalışmalarıyla İlgili bir yazı
Vizyonumuz-Misyonumuz Netleşmedikçe, Hayatımız-Günümüz Netleşmeyecektir
Bunu Sizden Başka Söyleyen Olmadı!
Kurnaz Değilim, Ama Kurnazları Tanırım!
Bu Nasıl Ticaret Kanka?
İnsan, Bazen Hayata Karşı Çocukça Bir Küskünlük Duyabilir
Yapmış Olduğum Bazı Anlaşmaları Bozduğum Oldu? Neden mi?
Meğer Kitap Yazmak Ne Kadar Kolaymış!


-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

Monday, January 05, 2009

OĞLUMUN LİDERLİK SERÜVENİ



Bir akşam gezmesinde, sakin bir kaldırımda yürürken, oğlum neşeli bir şekilde hoplayıp-zıplıyordu. Kendisine dikkat ediyor ve eğlencesini ona zarar vermeyecek bir şekilde sürdürüyordu. Biz de buna itiraz etmiyorduk. Daha sonra 4,5 yaşındaki kızım da 9,5 yaşındaki ağabeyinin hareketlerini taklit etmeye başladı. Ama ağabeyi için sorun olmayan hareketler onun için sakıncalı olabiliyordu. Sözgelimi o da ağabeyinin üzerinden atladığı su birikintisinin üzerinden atlamaya kalkıştı, ama beceremedi ve ayakkabıları ıslandı. Dolayısıyla oğlumu daha sakin bir şekilde yürümesi için uyarmak zorunda kaldım. Bu yeni hayat oğlum için yeni bir deneyimdi, çünkü yalnızken yapabildiği şeyleri şimdi yapamıyordu. Üstelik yaptığı şeyler, ne bizim ne de oğlumun açısından yanlıştılar. Ama artık, arkasında ona bakıp, onun hareketlerini beceriksizce taklit eden ve bundan dolayı zarar görebilecek küçük kız kardeşi vardı.

Bir yandan çocukları göz hapsinde tutarken, bir yandan da liderlikle ilgili olarak düşünmeye başladım. Liderliğin bir seçim olmadığı, aslında bir mecburiyet olduğu gerçeği aklıma geldi. Benim oğlum birisine örnek olmayı seçmemişti. Yani kız kardeş sahibi veya ağabey olmak onun programında yoktu. Ama artık onu seven, takip ve taklit eden bir kız kardeşi vardı ve bu durumda, o da kız kardeşine karşı sorumlu bir konuma gelmiş oluyordu.

Bir çok kişi, liderliği parti başkanlığı gibi seçimle elde edilen makamlar veya pozisyonlarla ilgili bir kavram sanıyorlar. Liderlik dünyaya gelmiş olan herkesin kendisini içinde bulduğu doğal bir konumdur. Sizi seven ve örnek alan kişiler varsa, yapmanız gereken bir seçim var demektir. Ya bu durumu görmezden geleceksiniz ya da kendinizi geliştirerek, kitaplar okuyup, etkin liderleri takip ederek bu durumun hakkını verme çabası içinde olacaksınız.


“Ben kimseyi bir yere götürmüyorum ki? Ne liderliği? “derseniz, ben de şunu derim: “Yani çocuklarınız, aileniz veya sizinle ortak hayatları olan başka insanlar ya bir yere gitmiyorlar ya da onlar sizin değil başkalarının gittiği veya gösterdiği bir yola gidiyorlar.” Birinci seçenek, yani onların bir yere gitmediği şeklindeki seçenek söz konusu değildir. Çünkü herkes bir yere gider; hayatla ilgili yasalardan birisi budur. Dolayısıyla siz hiçbir yere götürmezseniz, sizi örnek alabilecek olan bu kişiler, sizinle veya başkalarının peşinde yollarına devam ederler.

Bir yazıda sıradan bir kişinin hayatı boyunca yaklaşık on bin kişiyi şu ya da bu şekilde etkilediğini okumuştum. Belki sizin kullandığınız parfüm hoşlarına gidiyor, gidip onu alıyorlar, belki de sizden etkilenip sizin içinde bulunduğunuz bir organizasyona katılıyorlar. Etkilediğiniz konu büyük veya küçük olabilir, ama gerçek şu ki, hepimiz birilerini etkiliyoruz. Mesela sigara içiyor olmanız, sizi seven kişilerin kendi kendilerine “o bile sigara kullanıyor” demelerine ve bu konuda kendilerini kandırmalarına sebep olabilir.

Kişiler zamanla sizin bazı konularda yanlışlarınız olduğunu düşünmeye başlayıp, sizin hatalarınızı taklit etmekten kaçınabilirler de. Siz hangisi olmak isterdiniz: Çevresindeki insanların sevdikleri, ama hataları dolayısıyla iyi bir örnek olmadığını düşündükleri birisi mi, yoksa hareket ve tavırlarıyla da kabul gören birisi mi? Birinci durumda sizi yine de seviyor olabilirler. Ama sizi örnek almayacakları gibi, sizden gelen şeyleri tartmaya, ölçüp-biçmeye başlarlar.

Aslında sürekli seçimler yapıp tercihlerde bulunuyoruz. Mahallemde benim tanımadığım, ama beni tanıyan çocuklar var. Ben yere çöp atarsam, onlar da aynısını yapabilirler ve benim bu konudaki rolümden haberim de olmayabilir! Üstelik liderliğin, daha da dikkatli olmamızı gerektiren, şu çilesi de vardır: Yaptığınız iyi şeyler zamanla ve kısmen, kötü şeylerse hemen ve çoğunlukla taklit edilirler!

Radyoculuk günlerimde çok dikkatli davrandığım bir konu vardı: Stüdyoda aksilik olabilir ve teknik elemanların dalgınlığı sebebiyle, haberiniz olmadan yayına bile çıkabilirdiniz. Yani siz mikrofonunuz kapalı sanırken, aslında mikrofon kazara açık kalmış olabilir ve öksürdüğünüz de bu yayına girebilirdi. Veya bir şeye kızıp kendi kendinize söylenirken de yayına çıkabilirdiniz. Dolayısıyla ben sadece stüdyoya girdiğim andan itibaren değil, radyonun kapısından girdiğim andan itibaren yayındaymışım gibi davranırdım. Bu durumda stüdyoda disiplinli davranmam daha da kolay olurdu. Çünkü sözünü ettiğim bu "farkında olmadan yayına çıkma durumu" birkaç programcının başına gelmişti ve hiç de hoş olmamıştı.

Liderlik de böyledir. Her yerde her zaman sizi görebilecek birisi olabilir, sizi örnek alabilir veya sizden etkilenebilir. Sözgelimi sadece kendi aileniz için değil herkes için örnek sayılabilirsiniz. Sadece sizin çocuklarınız değil, başka bir ailenin çocuğu da sizden etkilenebilir. Çünkü çocuktur ve ona bütün büyüklere saygı duyması öğretilmiştir.

Dolayısıyla, aslında hepimiz yayındayız, bunun farkında olmalı ve ona göre davranmalıyız diye düşünüyorum.

Unutmayın bir konuya ilgisiz kalmanız, o konuyla ilgili olarak seçim yapmadığınızı göstermez.

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

Sunday, December 28, 2008

YAPMIŞ OLDUĞUM BAZI ANLAŞMALARI BOZDUĞUM OLDU! NEDEN Mİ?


Size yapılan bir iş teklifi üzerine sağlıklı bir şekilde pazarlık yapabilmeniz için, öncelikle konuyla ilgili parametrelere-unsurlara hâkim olmanız gerekir. O işi yapmak için nelerden vazgeçeceğinizi, ne kadar emek vereceğinizi ve bu durumun size getirdiği kaybı ve dolayısıyla toplam maliyeti belirlemeniz önemlidir. Karşınızdaki kişiye veya kişilere bir şekilde duygusal anlamda borçlu olsanız da, yapacağınız fedakârlığın ölçütlerini sizi hırpalamayacak şekilde ayarlamanız da gereklidir. En sonunda da size önerilen işi yaparken size makul bir kâr sağlayan ve bir yandan da karşınızdaki kişiyi veya kişileri de fayda getiren bir fiyat belirlemeniz ve daha sonra da, bu fiyatı net bir şekilde dile getirmeniz beklenir. Ama sizden hizmet alan kişilerin peşin para vermeleri veya sürekli hizmet almaya hazır almalarıyla onlara indirim yapmaya hazır olabileceğiniz bir rakam vermelisiniz.

Hizmetlerini veya ürünlerini satarken bu noktaya kadar olan aşamalarda eksiklikleri olan bir çok kişi var. Ama bir çok kişi de bundan sonraki adımda, zihninde netleşen rakamı söyleyip, o rakam üzerinde veya ona yakın bir rakam üzerinde “direnebilmek” konusunda zayıftırlar.

Bir eğitimci olarak iş dünyasına yeni girdiğim dönemlerde, işadamları ve işkadınlarıyla iş anlaşmaları yaparken en çok zorlandığım nokta, işte bu aşama olmuştur. Evet, hizmetlerimin maliyetlerini ve fiyatlarını belirleme konusunda da kısa bir deneyim süresine ihtiyaç duydum, ama en çok zorlandığım konu belirlediğim rakamlarda direnmek olmuştur.

Önceleri hiç de kâr etmediğim fiyatları kabul ettiğim, ama sonraları doğru fiyatları belirlemeyi öğrendiğim bir süreç oldu. Ama bana şu anda en ilginç gelen deneyimlerim, ne bana ne teklif getiren kişiye ve ne de işin sağlıklı yürümesine yarar sağlamayan anlaşmalardır. Karşısında, pazarlık yapma ve parametreleri belirleme konusunda deneyimsiz bir eğitimci gören deneyimli kişiler, pazarlık etkinliğini “abartıp” aslında o işin yapılması mümkün olmayan fiyatlar önermektedirler. Yani ben naif bir tavırla “evet” cevabı versem bile, teklif veren kişilerin benim o işi, o fiyata yapacağıma inanmamaları gerekirdi. Nitekim öyle de olmuştur, yani o iş yapılmamıştır. Çünkü iyi niyetle o işi bitirmek amacıyla işe giriştiğiniz her seferde, emeğinizin “ucuza” gittiğine dair içinizde büyüyen o garip duygu sizi engeller.

Hâlbuki deneyimli işadamlarının ve işkadınlarının farkında olmaları gereken şey, makul bir indirimle “ölü fiyatı” arasındaki farktır. Yani indirimli bir fiyat hizmeti veya ürünü veren kişiye kâr getirebilirken, “ölü fiyatı” zarar getirir ve aslında o kişi bu fiyatı kabul etse de, “dostum düşük fiyat istedin, bu fiyata sen bu işi yapamazsın, biz sana bu fiyatı verelim” demelidirler. Çünkü o fiyata o iş zaten yapılmaz, yapılsa da bir işe yaramaz.

Yıllar önce 4500 soru içeren bir İngilizce soru Bankası yazmak için bir yayınevine davet edilmiştim. İlgili kişiler benden fiyat istediğinde daha önceden danışarak ve üzerinde iyice düşünerek belirlediğim hizmet bedelini söyledim ve daha sonra anlaşma yaptık. Anlaşma imzalandıktan sonra, bana söylenen şu oldu: “Hocam eğer bize daha düşük bir fiyat verseydin, sizinle anlaşma yapmayacaktık. Bize daha önce bize daha düşük fiyatlar verenler oldu ve onlarla anlaşma yapmadık. Çünkü bu iş daha düşük bir ücrete yapılmaz.”

Dolayısıyla bu konudaki “staj” dönemimde, önce kabul etmiş olduğum, ama daha sonra aslında “zarar” içerdiklerini gördüğüm bazı anlaşmaları feshetmek durumunda kaldım. Yapılmış bir anlaşmayı bozmak doğru mu? Elbette doğru değil. Ama bir anlaşmanın “sıkı” bir pazarlık içermekten öte, aslında “komik” bir bedele yapılmış olması, ben bunu anlaşmayı kabul ettikten sonra görmüş olsam da, anlaşmayı bozmak için yeterlidir. Bir yanlış yapılması diğer bir yanlışın daha yapılmasını gerektirmez diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, işadamlarının, işkadınlarının, patronların, kısaca hizmet veya ürün satın alan kişilerin, hesaplı değil, “komik” ürün veya özellikle hizmet bedelleri önermeleri bana itici geliyor. Diyelim ki, bir ürünü gereğinden fazla düşük bir bedele aldınız ve dükkândan çıkıp gittiniz. Ama hizmet sonradan gelecek ve kişi o ücrete o hizmeti vermeyecek veya sürüncemeye alacak. Kaldı ki ürünler için de aynı şeyler geçerli. Bir şekilde komik bir fiyata aldığınız ürünün de “bereketi” olmaz, çünkü muhtemelen satış sonrası hizmetlerden yararlanamazsınız veya o ürünü aldığınız kurum veya kişi, yine aynı şekilde pazarlık yaparsanız sizinle tekrar çalışmaz.

Bir keresinde bir arkadaşım, bana öyle ilginç bir fiyat önermişti ki, ona şunu söylemekten kendimi alamadım: “Benim senin için harcamamı istediğin kadar zamanı sen bana aynı fiyattan ver, alanın olan konuda ben senden eğitim alayım. Kabul mü?” Onun cevabını söylememe gerek yok, siz de tahmin edersiniz sanırım!

Bu arada bana önerilen “komik” bedellere, “hayır” demeyi öğrenmiş olduğum için, sonradan vazgeçmek zorunda kalacağım anlaşmalar yapmıyorum artık. Bunu da söylemiş olayım!


-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------