Monday, July 10, 2006

BENİ YANLIŞ ANLAMAYIN AMA... (17)


Bazen insanların beni yanlış anladığını fark ediyorum. Bu durum elbette başkalarının da başına geliyor. Ama benim durumum biraz farklı diyebilirim. Size anlatmaya çalışayım.

Bana zaman zaman bazı konularda düşüncelerim sorulur. Bunlar bazen sanat eserleriyle ilgili sorular olur. Bazen bir dostum heyecanla falanca şarkıcıyı nasıl bulduğumu sorar ya da bana bir “şiir” okur. Söz konusu şey bir film de olabilir. Ben de kaçamak cevaplar vermek zorunda kalırım. Çünkü o şarkıcı “berbattır” ya da “berbat” ötesidir. Şiir diye okudukları şey de bana “şiir” gibi gelmez. Bu durumda karşımdaki insanı kırmamak için o çalışma hakkında olumlu bir şeyler bulmaya çalışırım. Bu da bir tür duraksama hali getirir. Aslında olumsuz düşündüğüm ortaya çıkar. Bu halim de bir tür “snob”, “kendini beğenmiş” izlenimi verir. Halbuki sorun bu değildir. Sorun, zamanında kaliteli şeyler dinlemeye ve okumaya alışmış olmamdır.

Bendeniz, piyano olan bir evde ya da resim sergilerine, operaya ya da tiyatroya giden bir ailede büyümedim. Fakat evimizde bol bol kitap bulunuyordu ve aile bireylerinde okuma alışkanlığı vardı. Dolayısıyla çizgi romanlardan, Kemalettin Tuğcu’ya ve zaman içinde daha ağır kitaplara doğru bir yolculuk başladı. Ortaokul yıllarında çekmecemde bulduğum Nihat Sami Banarlı’ın yazdığı lise edebiyat kitabını yıllarca tekrar tekrar okudum. Bir çocuk için Ahmet Haşim’in “O Belde” adlı şiirini okumak sıradan bir olay değildi. Yine o yıllarda müzik dinlemeye ve sinemaya gitmeye başladım. Söz gelimi, lise yıllarımda Stratis Mirivilis’in “Mezarda Hayat” adlı kitabını dört kere okuduğumu ve Jack Nicholson’un baş rolünü oynadığı “Guguk Kuşu” adlı filmi de dört kere seyrettiğimi hatırlıyorum. Bu iki eserin de çok ciddi eserler olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Zaman içinde evrende milyonlarca ses ve eser olduğunu farkına vardım. Bu kısa ömür içinde önceliklerim olduğunu fark ettim. Radyoculuk günlerimde de, programlarımda yer vermek için farklı ve keşfedilmemiş müzik çalışmaları bulmak için çok albüm topladım. Neşet Ertaş’ı, Brucu Springsteen’i, Minur Nurettin Selçuk’u, Nusret Fatih Ali Han’ı yeniden keşfettim. Şiirlerle de temasım hep sürdü. Attila İlhan, Sezai Karakoç, Pablo Neruda gibi şairler geceler boyu arkadaşım oldu. Mustafa Kutlu’nun hikayelerini okudum. Sonra ne oldu?

Artık her şeyi dinleyemez, her şeyi okuyamaz ve her şeyi seyredemez oldum. Daha kötüsü kolay beğenemez oldum. Şimdi “saçma sapan” şarkılarla neşelenemiyor, “şiir” olduğu söylenen “durum/ hava raporlarıyla” hislenemiyorum. Bunu yapmak istesem de olmuyor. Şiirlerde hep Attila İlhan’ın, Sezai Karakoç’un derinliğini, o kadar olmasa da şairin kendine has derinliğini duymak ister, şarkılarda da, başarılı düzenlemeler, derin anlamlı sözler ya da müzikal zenginlik arar oldum. Sıradan bir insan olarak, çarenin sıra dışı şeylerle meşgul bulunmak olduğunu farkına vardım.

Kolay beğenemeyişimin bazen çevreye rahatsızlık verdiğini biliyorum. Ama ne yapayım, elden ne gelir? İnsan bir kere iyilerle büyüyünce benim durumuma düşüyor.

Ben bu duruma düştüm, ama ne üzgün ne de pişmanım.
-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

No comments:

Post a Comment