Friday, December 08, 2006

BİZE PANİK YAPMAK MI ÖĞRETİLİYOR? (26)



İnsanların sıkıntılı anlarda çok farklı tepkiler verdiğini görüyorum. Sözgelimi çocukları hafif bir kaza geçirdiğinde annelerin gereğinden fazla telaşlandıklarını farkına varıyorum. O anda sorunu çözmeye yönelik bir tavır takınmak yerine acı feryatlar atılıyor, bir telaş bir gürültü… Bunun sebebini veya problemin çözümüne ne kadar yardımcı olacağı konusunda düşünmekten kendi alamıyorum.

Son zamanlarda bu konuda farklı düşünmeye başladım: İnsanlara özellikle kadınlara, telaşlanmanın bir sevgi dili olduğu inancının verildiğini düşünüyorum. Çocuğu kaza geçiren veya başka türlü bir sorunda bazı kadınların ve bazı erkeklerin telaşlanmalarının, feryat etmelerinin ortaya konması gereken tepki olmadığını bunun öğretilmiş-edinilmiş bir tavır olduğunu düşünmeye başladım.

Bir insanın sevdikleri için üzülmesi başka şeydir, sorunu veya belayı atlatmak adına bir şeyler yapmadan sadece ağlayıp-feryat etmesi başka şeydir diye düşünüyorum.

Bu insanlar telaş yaparak ne kadar duyarlı oldukların veya sorun yaşayan insanları ne kadar sevdiklerini kanıtlıyorlar veya kanıtladıklarını sanıyorlar. Soğukkanlı olup problemin çözümüne odaklanmak değil de ağlamak feryat etmek onlara doğal geliyor.

Akrabam olan bir çift arabayla seyahat ederken bayan akrabam arabanın sağa sola yalpaladığını farkına varıyor. Eşinin direksiyon hâkimiyetini kaybettiğini çünkü felç geçirdiğini anlıyor. (Bu konu hakkında sanırım daha önce doktordan uyarı almıştı) Bayan durumu kocasına belli etmiyor. Hemen elindeki suyu eşinin kafasına boca ediyor. Çünkü soğuk bir şokun felcin çok ciddî derecelerde olmasını önlediğini duymuştur. Bunu yaparken de “rahatlarsın canım” gibi bir cümle kullanıyor. Çünkü direksiyonda olan birine felç geçirmek üzere olduğunu söylemek hiç de yerinde bir davranış olmayacaktır.

Sonra bayan akrabam eşini arabayı durdurması konusunda ikna ediyor. Araba durduktan sonra akrabamız hemen hastaneye kaldırılıyor.

O bayanın eşini çok sevdiğini biliyorum. Fakat o anda feryat, figan etseydi hem eşinin hem de kendisinin hayatını tehlikeye atacaktı ve pek çok insanın bu hatayı yapabileceğini de biliyorum. Çocukken bir akrabam kaza geçirmişti. Durumu gören annesi bayıldı. Erkek kardeşi bağıra bağıra ağlamaya başladı. Komşular da bu feryada katıldılar. Ben hemen telefona koştum ve çocuğun babasını çağırdım. Acele gelmesini söyledim. O da geldi ve arabadan iner inmez “çocuğuma ne yaptınız?” diye bağırmaya başladı. Neyse ki akrabam hastaneye götürmeyi akıl ettiler. Şu anda bu akrabam sapasağlam yaşıyor. O gün koluna onlarca dikiş atılmıştı.

Telaşlanmak ve gereksiz tepkiler vermek sadece öğretilmiş bir rolün oynanmasıdır. Bu role kendisini kaptıran insanlar da aslında rol yaptıklarını farkında değiller. Bu çocukluklarından beri edindikleri bir tavırdır. Sorunlar ve problemler karşısında ağlamanın ve feryat etmenin ilgi ve duyarlık işareti olduğu yanılsaması içindedirler.

Elbette içtenlikle ve hüzünle ağlayan insanlar vardır. Zaten onların içtenliği belli olur diye düşünüyorum.

Hangisini tercih ederdiniz? Allah korusun bir kaza geçirseniz başınızda oturup ağlayan birini mi yoksa size ilk yardım yapan ve hemen ambulans çağıran birini mi? O anda ihtiyaç duyduğunuz şey sizin için feryat eden biri mi olurdu yoksa size doktor çağıran biri mi?



Bu yazıya eşlik eden melodiler: "Bu Su Hiç Durma" Bülent Ortaçgil
-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

No comments:

Post a Comment