Monday, January 05, 2009

OĞLUMUN LİDERLİK SERÜVENİ



Bir akşam gezmesinde, sakin bir kaldırımda yürürken, oğlum neşeli bir şekilde hoplayıp-zıplıyordu. Kendisine dikkat ediyor ve eğlencesini ona zarar vermeyecek bir şekilde sürdürüyordu. Biz de buna itiraz etmiyorduk. Daha sonra 4,5 yaşındaki kızım da 9,5 yaşındaki ağabeyinin hareketlerini taklit etmeye başladı. Ama ağabeyi için sorun olmayan hareketler onun için sakıncalı olabiliyordu. Sözgelimi o da ağabeyinin üzerinden atladığı su birikintisinin üzerinden atlamaya kalkıştı, ama beceremedi ve ayakkabıları ıslandı. Dolayısıyla oğlumu daha sakin bir şekilde yürümesi için uyarmak zorunda kaldım. Bu yeni hayat oğlum için yeni bir deneyimdi, çünkü yalnızken yapabildiği şeyleri şimdi yapamıyordu. Üstelik yaptığı şeyler, ne bizim ne de oğlumun açısından yanlıştılar. Ama artık, arkasında ona bakıp, onun hareketlerini beceriksizce taklit eden ve bundan dolayı zarar görebilecek küçük kız kardeşi vardı.

Bir yandan çocukları göz hapsinde tutarken, bir yandan da liderlikle ilgili olarak düşünmeye başladım. Liderliğin bir seçim olmadığı, aslında bir mecburiyet olduğu gerçeği aklıma geldi. Benim oğlum birisine örnek olmayı seçmemişti. Yani kız kardeş sahibi veya ağabey olmak onun programında yoktu. Ama artık onu seven, takip ve taklit eden bir kız kardeşi vardı ve bu durumda, o da kız kardeşine karşı sorumlu bir konuma gelmiş oluyordu.

Bir çok kişi, liderliği parti başkanlığı gibi seçimle elde edilen makamlar veya pozisyonlarla ilgili bir kavram sanıyorlar. Liderlik dünyaya gelmiş olan herkesin kendisini içinde bulduğu doğal bir konumdur. Sizi seven ve örnek alan kişiler varsa, yapmanız gereken bir seçim var demektir. Ya bu durumu görmezden geleceksiniz ya da kendinizi geliştirerek, kitaplar okuyup, etkin liderleri takip ederek bu durumun hakkını verme çabası içinde olacaksınız.


“Ben kimseyi bir yere götürmüyorum ki? Ne liderliği? “derseniz, ben de şunu derim: “Yani çocuklarınız, aileniz veya sizinle ortak hayatları olan başka insanlar ya bir yere gitmiyorlar ya da onlar sizin değil başkalarının gittiği veya gösterdiği bir yola gidiyorlar.” Birinci seçenek, yani onların bir yere gitmediği şeklindeki seçenek söz konusu değildir. Çünkü herkes bir yere gider; hayatla ilgili yasalardan birisi budur. Dolayısıyla siz hiçbir yere götürmezseniz, sizi örnek alabilecek olan bu kişiler, sizinle veya başkalarının peşinde yollarına devam ederler.

Bir yazıda sıradan bir kişinin hayatı boyunca yaklaşık on bin kişiyi şu ya da bu şekilde etkilediğini okumuştum. Belki sizin kullandığınız parfüm hoşlarına gidiyor, gidip onu alıyorlar, belki de sizden etkilenip sizin içinde bulunduğunuz bir organizasyona katılıyorlar. Etkilediğiniz konu büyük veya küçük olabilir, ama gerçek şu ki, hepimiz birilerini etkiliyoruz. Mesela sigara içiyor olmanız, sizi seven kişilerin kendi kendilerine “o bile sigara kullanıyor” demelerine ve bu konuda kendilerini kandırmalarına sebep olabilir.

Kişiler zamanla sizin bazı konularda yanlışlarınız olduğunu düşünmeye başlayıp, sizin hatalarınızı taklit etmekten kaçınabilirler de. Siz hangisi olmak isterdiniz: Çevresindeki insanların sevdikleri, ama hataları dolayısıyla iyi bir örnek olmadığını düşündükleri birisi mi, yoksa hareket ve tavırlarıyla da kabul gören birisi mi? Birinci durumda sizi yine de seviyor olabilirler. Ama sizi örnek almayacakları gibi, sizden gelen şeyleri tartmaya, ölçüp-biçmeye başlarlar.

Aslında sürekli seçimler yapıp tercihlerde bulunuyoruz. Mahallemde benim tanımadığım, ama beni tanıyan çocuklar var. Ben yere çöp atarsam, onlar da aynısını yapabilirler ve benim bu konudaki rolümden haberim de olmayabilir! Üstelik liderliğin, daha da dikkatli olmamızı gerektiren, şu çilesi de vardır: Yaptığınız iyi şeyler zamanla ve kısmen, kötü şeylerse hemen ve çoğunlukla taklit edilirler!

Radyoculuk günlerimde çok dikkatli davrandığım bir konu vardı: Stüdyoda aksilik olabilir ve teknik elemanların dalgınlığı sebebiyle, haberiniz olmadan yayına bile çıkabilirdiniz. Yani siz mikrofonunuz kapalı sanırken, aslında mikrofon kazara açık kalmış olabilir ve öksürdüğünüz de bu yayına girebilirdi. Veya bir şeye kızıp kendi kendinize söylenirken de yayına çıkabilirdiniz. Dolayısıyla ben sadece stüdyoya girdiğim andan itibaren değil, radyonun kapısından girdiğim andan itibaren yayındaymışım gibi davranırdım. Bu durumda stüdyoda disiplinli davranmam daha da kolay olurdu. Çünkü sözünü ettiğim bu "farkında olmadan yayına çıkma durumu" birkaç programcının başına gelmişti ve hiç de hoş olmamıştı.

Liderlik de böyledir. Her yerde her zaman sizi görebilecek birisi olabilir, sizi örnek alabilir veya sizden etkilenebilir. Sözgelimi sadece kendi aileniz için değil herkes için örnek sayılabilirsiniz. Sadece sizin çocuklarınız değil, başka bir ailenin çocuğu da sizden etkilenebilir. Çünkü çocuktur ve ona bütün büyüklere saygı duyması öğretilmiştir.

Dolayısıyla, aslında hepimiz yayındayız, bunun farkında olmalı ve ona göre davranmalıyız diye düşünüyorum.

Unutmayın bir konuya ilgisiz kalmanız, o konuyla ilgili olarak seçim yapmadığınızı göstermez.

-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

No comments:

Post a Comment