Wednesday, January 28, 2009

SİZİN BAŞARINIZ, BİZİM DE BAŞARIMIZ OLACAK MI?


Öğrencilerimle mümkün olduğu kadar irtibat hâlinde kalmaya ve ne gibi çalışmalar içinde olduklarını öğrenmeye çalışırım. Bir zamanlar üniversitede okutman olarak çalışırken tanıştığım Dilek Yüksel Hanım da iletişimi korparmadığımız öğrencilerimden birisidir. Okulu bitirdikten sonra bilgisayar öğretmenliği yapmaya başlayan Dilek Hanım, çalıştığı okullardaki çalışmalarıyla sık sık dikkat çekiyordu. Adanmış ve ilgili bir öğretmen olarak, öyle herkesin üstüne almak istemeyebileceği işlere gönüllü olarak koşuyor ve farklı başarılara imza atıyordu. En son Gazze ve özellikle çocuklarla ilgili bir konuda yeni bir çalışmasıyla gündeme geldi. (Yazının sonunda verdiğim linkte onun çalışmalarıyla ilgili bir gazete yazısını bulabilirsiniz.) Dilek Hanımın başarıları, bizim için de birer başarıdır, başka bir deyişle toplam kalite adına önemli adımlardır. Fakat ne yazık ki, "başarı" olarak adlandırılan her şeye Dilek Hanım’ın başarılarına sevindiğim gibi sevinmem mümkün olmuyor. Çünkü bazı "başarılar", bizim de başarımız veya kazancımız anlamına gelmiyorlar.

Tebrik edemediğim “başarılar” konusunda çeşitli örnekler vermem mümkün. Söz gelimi, mahallemizdeki bir kahvehanede çalışan genç bir arkadaşımızla sohbet ediyorduk. İyi görünüşlü; ciddî bir tavra ve kaliteli iletişim becerilerine sahip olan bu arkadaşım, çalışmakta olduğu kahvehaneden ayrılıp yeni bir yerde işe girmişti. Bu yeni işyerine yeni müşteriler çektiğini ve satıştan pay aldığı için artık daha iyi bir gelire sahip olduğunu söyledi. Ben bunu nasıl gerçekleştirdiğini sorunca da, genellikle orta yaş ve üzeri kişilerin geldiği bu kahveye, gençleri de çektiğini, bu yeni ve genç müşteri kitlesinin de ciroyu artırdığını belirtti.

Bir keresinde bu arkadaşım kahvehane hayatını sevmediğini söylediği için ona başka bir iş bulma girişimim olmuştu. Onun için bir iş adamından randevu almıştım, ama o iş görüşmesine gitmemişti. Yani bir seçim yapmıştı. Bu yeni kahvehanede daha çok para kazanıyor ve böylece başka bir ilde yaşamakta olan ailesine de daha çok para gönderebiliyordu. Ama yıllardır gençleri kahvehanelerde zaman harcamamaları konusunda uyaran birisi olarak, ben bu arkadaşa ne diyecektim? Çünkü onun “başarısı” benim başarım değildi!

Sosyal hayata daldıkça, bu durumu daha sık yaşıyorum. Karşımdaki kişi bana “başarılarından” söz ediyor. Bazen, "başarı" dediği şeyin ayrıntılarına indikçe, bu şeyin benim veya bizim sevinebileceğimiz başarımız olmadığını anlıyorum. Bunun sonucunda, karşımdaki kişiyi suskunluk içinde dinlemekten başka çarem kalmıyor.

Bir gün Beşiktaş’tan Taksim’e gitmek üzere bindiğim otobüste etrafa bakınırken, önümüzdeki diğer bir belediye otobüsünün arkasında bir banka reklamı gördüm. Reklamda “İstanbul arabasız çekilir mi?” diye bir yazı vardı. Beşiktaş’tan Taksim’e normalde 15 dakikada gitmek mümkünken, trafik sıkışıklığından dolayı 30-40 süren bu yolculuk sırasında ve üstelik bir belediye otobüsünün arkasında bu reklamı görmek beni gülümsetti. Etrafa baktım, belki 100 özel arabadan sadece birisinde 1 kişiden fazla yolcu vardı. Her dört çocuktan birisinin astım olduğu İstanbul’da daha fazla kişinin araba satın alması için kredi vermeye çalışan bu bankanın bu konuda kazanacağı bir “başarı” bizim de başarımız mıydı? O bankadan o reklamı koparan belediyenin “başarısı” ve o reklamı tasarlamış olan reklamcının “başarısı”, bizi de mutlu ediyor muydu? Toplu taşıma araçlarıyla yolculuk etmeyi tercih eden kişilere, “siz ne kadar safsınız yahu!” diyen reklamları otobüsüne alan ve aslında kendisiyle dalga geçen bir belediyecilik anlayışı da bir yandan hayli neşe verici!

Bir keresinde, alkollü içki satan bir dükkandan bir şeyler satın alıyordum. Dükkanın sahibi, alkollü bir müşterisiyle “kafa buluyordu”. Bu kadar traji-komik bir görüntü olamazdı! Sarhoş olmalarından ve öyle kalmalarından nasiplendiği ve geçimini temin ettiği insanlardan birisiyle dalga geçiyordu! Halbuki dalga geçtiği kişi bir kullanıcı, kendisi ise bir satıcıydı! Bu “satıcının” “iyi iş” yaptığı belli olan dükkânında kendince “başarıyı” yakaladığı ve bir türlü bırakamadığı da belliydi!

Toplam kaliteye ve insanlığa katkıda bulunan kişilerin varlıklı olmaları beni sevindirir, çünkü bu şekilde çalışmalarını sürdürebilirler ve yeni başarılara imza atabilirler. Başarıları, bizim de kazancımız olan kişi ve kurumların varlıklı olmaları benim için memnuniyet vericidir. Dolayısıyla “başarı” kavramını sadece hayır işleriyle veya kâr amacı gütmeyen çalışmalarla anmak da yanlış olur.

Sonuç olarak “Başarı”, hoş bir kavram. Başka bir tabirle, kavramın kendisinde bir sorun yok. Fakat bir vasıf olarak, her zaman doğru kullanılmadığı da bir gerçek!

Üzerinde sıklıkla düşündüğüm temel soru şudur:

Benim başarım, başkaları için de bir başarı, dolaylı veya dolaysız olarak onlar için de bir kazanç olacak mı? Yoksa benim kasamdaki artış veya hayat kalitemdeki gelişme, toplam kaliteden mi eksilecek?


Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Dilek Yüksel Hanımın Çalışmalarıyla İlgili bir yazı
Vizyonumuz-Misyonumuz Netleşmedikçe, Hayatımız-Günümüz Netleşmeyecektir
Bunu Sizden Başka Söyleyen Olmadı!
Kurnaz Değilim, Ama Kurnazları Tanırım!
Bu Nasıl Ticaret Kanka?
İnsan, Bazen Hayata Karşı Çocukça Bir Küskünlük Duyabilir
Yapmış Olduğum Bazı Anlaşmaları Bozduğum Oldu? Neden mi?
Meğer Kitap Yazmak Ne Kadar Kolaymış!


-----------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------

1 comment: